banner17

01 Kasım 2014 Cumartesi

YUNUSÇA SEYYIT BATTAL GAZI’DE

09 Mart 2014, 15:16
Bu makale 219 kez okundu
YUNUSÇA SEYYIT BATTAL GAZI’DE
Yunus Emre GÜLLÜ
 Seyit Battal Gazi,
Anadolu’nun İslamlaştırılması
amacıyla yapılan mücadelede
Türk Milletinin Anadolu’ya
yerleşmesinde büyük etki
yapmıştır.
Haçlı Seferlerinin İslam
Ordularına ve Anadolu’ya
saldırılarında Bizans’ın
yıpranması ve zayıflamasında;
Battal Gazi’nin rolü büyüktür.
Seyit Battal Gazi Türbesi’ne,
Seyit Battal Gazi Külliyesi
demek daha doğrudur. Bu
mekânın her karesinde tarih,
kültür ve medeniyet izleri var.
Üç farklı medeniyetin mimarisini
bu külliyede gör mek mümkün…
Tarihi yerleşim yerlerinden
Seyitgazi’nin güney-batısındaki
tepeye yapılan heybetli tarihi
külliyede Bizans döneminden
kalma kilise, Selçuklu dönemi
mimarisi Seyit Battal Gazi
Türbesi ve imarethaneler ile
Osmanlı zamanında yapılmış
türbeyi de içine alan cami ve
minare mevcut… Buradan
Seyitgazi ve çevresini kuşbakışı
seyre doyum olmuyor.
Seyitgazi’yi, türbeden ayrı
değerlendirmek eksik olur.
Eskişehir’den Seyitgazi’ye
gelirken 10 km. kala Seyit Battal
Gazi Külliyesi ihtişamıyla görülmeye
başlıyor.
Seyyit Battal Gazi, 7. yy son -
ları ile 8.yy başlarında yaşamış
halk kahramanıdır.
Emeviler’in, İslam’ı yayma
adına Anadolu’ya yaptıkları
akınlarda Bizanslılarla
Akrenion’da /Akrenios) savaşlarında
büyük kahramanlık gösteren
Malatya Serdarı Hüseyin
Gazi’nin oğludur.
Seyyit Battal Gazi Türk ve
Arap halkları arasında efsaneleşen,
Dünya tarihinde destanlaşan,
Anadolu kültürünü zenginleştiren
savaşçı kimliğiyle beceri
ve cesaretini bütünleştiren Alp
Gazi’dir.
Romalılar döneminde,
Seyitgazi’nin adı NACOLEA’dır.
Emeviler ile Bizanslılar arasında
geçen 22 yıl süren savaşlarda
NACOLEA ciddi hasar gör müştür.
Haçlı seferlerinden sonrada
geriye harabe kalmıştır.
Selçukluların Anadolu’ya
yayılma ve yerleşmesiyle Türkmenler
burada 70-80 ailelik bir
köy kurmuşlardır.
Seyitgazi adının buraya verilmesi
yaklaşık (1207-1208)
yıllarına rastlar. 1336 yılında
Osmanlı Devleti sınırları içine
alınmasıyla bu köy yeni bir yer -
leşim yeri olarak kurulmuştur.
Pek çok alp-eren burada yetişmiştir.
II. Beyazıt zamanında Seyit
Battal Gazi külliyesine yeni
ilaveler yapılmış ve sürekli işler
hale getirilmiştir. 16.yüzyılın
ortalarında yaklaşık on beş bin
nüfuslu bir ilçe haline gelmiştir.
Seyitgazi’de ilk belediye
1917’de kurulmuştur. Halen
3.200 nüfuslu bir ilçedir.
Seyit Battal Gazi’nin türbesi,
mezarı ve camisi Ümmühan
Hatun (Valide Sultan) tarafından
yaptırıldıktan sonra bu köy
Seyitgazi adını almıştır.
Hicaz yolu denilen İstanbul-
Bağdat yolunun buradan geçmesi
nedeniyle bu yol üzerinde
konaklamak için Ker vansaray
yapılmıştır.
Seyit Battal Gazi kendini
inancına adayan, dini uğruna
şehitlik veya gaziliği ilke edinen
başarılı bir İslâm askeri, cesar et
ve yiğitliğin sembolü halk kahramanıdır.
Hem gazilik hem de
şehitlik mertebesine ermiştir.
O acımasız, zorba ve kılıç
zoruyla inancını başkasına kabul
ettiren değil hoş görü, barışçıl
anlayışı temsil eden bir kahramandır.
Eşi Elenora ile ayrı
dine mensup olmalarına rağmen
gösterdiği anlayışda ki; hoşgörü
ve barışçılığı aldığı İslami terbiyeden
ileri gelmektedir.
Külliyeye girerken, kemeri
yüksekçe ve genişçe kuzeye
bakan tak gibi bir kapıdan gir ersiniz.
Son dönemde restore olan bu
mimari, gelecek yüz yıllara varlığını
hissettirecek hale getirilmiş.
Ana kapıdan girildiğinde, ellialtmış
adım yüründüğünde sağa
dönülür. Dönülür dönülmez
sağınıza ahşap bir kapı gelir. O
kapıda şöyle bir yazıyla karşılaşırsınız.
“Bu mezar, Çoban Babanın
mezarıdır. Fatiha okumadan
geçmeyin.”
Çoban Baba, menkıbeye göre
Seyit Battal Gazi’nin cenazesini
bulan ve bulduğu yeri halka
duyuran kişidir.
Selçuklu mimarisinin bütün
incelik ve ustalıklarının işlendiği
imarethaneler, medreseler,
dinlenme ve konaklama yerleri
birer şaheser. Ekmek pişirmek
için fırın ile yemeklerin hazırlandığı
mutfak bacalarının birleştirilmesi;
ustalık ancak bu kadar
olur dedirtiyor, insana.
O dönemlere ait sosyal ihtiyaçların
karşılandığı bazı alet ve
edevatları görmek mümkündür.
Tarih, sanat ve kültürün birlikte
yoğrulmasıyla medeniyetler
oluşur.
Konya’nın Alâeddin Tepesi’ndeki
caminin mimarisiyle bu
eserlerin bir kısmının mimarisi
örtüşüyor.
Üç ayrı uygarlığa ait bu güzide
eserlerin bütünleştiği yapıların
ortasında oldukça geniş bir avlu,
gezinti sahası var. Avluda gezinti
yaparken; ayağınız toprağa değmiyor.
Taban, bu yapıların or tak
özelliklerinde işlenmiş taşlarla
kaplı.
Kıble istikâmetine bakan çift
taraflı açılır-kapanır tahta kapıdan
girdiğinizde Bizans Manastırının
kendine özgü, tefer ruatlı
bilgilerine rastlarsınız.
Osmanlı dönemi eseri olan minare,
Seyitgazi’nin tüm köylerindeki
minarelerinin en uzunudur.
Diğer minarelerden farklı yanı,
şerefe çıkış kapısının kuzey-doğuya
açılmasıdır. Bu kapı, halk
arasında bir deneme ve bilgi
sorusu olarak ta kullanılır. Buna
dikkat etmeyen, doğru cevap
veremez.
Minarenin hemen yanında,
suyu dağlardan gelen küçük
birde çeşme vardır.
Çam, mazı ve akasya ağaçlarının
olduğu alanlarda dinlenme
ve piknik alanları var.
Minareyi inceledikten sonra
kuzeye döndüğünüzde avluya
açılan yine demir par maklıklı bir
kapının olduğunu, bu kapıdan
içeri girdiğinizde sağa dönüp
külliyeden çıkışa ilerlersiniz.
Sola dönüldüğünde camiye ve
türbeye girersiniz.
Camiye girdiğinizde çoklu
bölümlerin sağlı-sollu olduklarını,
bunlardan camiye girişteki
bölümlerde çeşitli mezarlar var.
Bir başka bölümde Seyit Battal
Gazi’nin mezarı var.
Mezarın yapısı, battal adına
uygun yapıda… Mezarın mübalağalı
büyüklükte olduğunu
görünce kafanızda bazı sorular
oluşur. Uzun sandukanın zeminden
yüksek yapılışı saygı ifadesi
gereğidir.
Caminin inşası tam bir Osmanlı
klasiğinde...
Eskişehir’in, Odun pazarı
semtindeki Kurşunlu Cami-i ve
külliyesi ile bu cami ve külliye
mimarisindeki benzerlikler çok…
Türbe ile cami Osmanlı Medeniyetinin
tezahürü olarak haşmetle
duruyor.
Külliyenin ziyareti yaklaşık iki
saatlik zamanda bitiyor. Geri dönüşünüz,
gelişiniz istikâmetinde
olmak zorunda. Çünkü bir başka
çıkış yolu yok.
Bu türbe ve külliye efsaneleşmiş
Kahraman, asıl adının
Abdullah olduğu rivayet edilen
( SEYİT BATTAL GAZİ ) ünüyle
tanınmıştır.
Bizans’tan sonraki gelen
medeniyetler görüldüğü gibi
kendinden önceki eserlere zarar
vermeden kendi eserlerini de
hemen yanına yapmışlardır.
Bu durum, İslam anlayışı gereğidir.
Gezdim. Gördüm. İnceledim.
İzlenimlerimi dostça yazdım.
    Yorum yazmak için sitenin üst kısımdan giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen olun!
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
e-gazete
  • ESKİŞEHİR Yenigün Gazetesi - 31 Ekim 2014 Manşeti
ARŞİV