banner39
21 Ağustos 2017 Pazartesi

Yan karakterlerin büyük oyuncusu

Eskişehir Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenlerinden Ercüment Yılmaz ile Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezinde görüştük. Sıcak bir atmosferde bizi karşılayan Yılmaz ile hem sanatı, hem kendisini hem de Eskişehir’i konuştuk.

15 Ocak 2017 Pazar 11:57
Yan karakterlerin büyük oyuncusu

Söyleşi: Ayşegül Hümmet

Eskişehir Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenlerinden Ercüment Yılmaz ile Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezinde görüştük. Sıcak bir atmosferde bizi karşılayan Yılmaz ile hem sanatı, hem kendisini hem de Eskişehir’i konuştuk. Tiyatronun temelinde insanın ve duygu paylaşımının esas olduğunu söyleyen Yılmaz sanatsal kariyerinde kendisini en çok etkileyen unsurları açıkladı.

Yan karakterlerin daha çok ilgisini çektiğini söyleyen başarılı oyuncu Ercüment Yılmaz’ın sahneye nasıl adım attığını, Eskişehir’in sanattaki yerini ve onda iz bırakan oyunları röportajımızda okuyabilirsiniz. Tiyatroya başlangıç aşamasında babasıyla yaptığı anlaşma, Eskişehirlilerin kendisinde bıraktığı anlam, Eskişehir’e gelen tiyatrocuların kendilerine bakış açısı… İşte hepsinin cevabı; karşınızda Ercüment Yılmaz…

BABAYLA YAPILAN ANLAŞMA

Ben de birçoğumuz gibi tiyatroya okuldaki kulüplerde başladım. Lise bittikten sonra üniversitede konservatuar okumak vardı kafamda.  Konservatuara gidip yapmak istediğim mesleğin bölümünü okumak istiyordum. Buna beni babam yönlendirmişti. Tiyatroya başlayanların genelde aileleri karşı çıkar. Tiyatroya bakış açısı, yer yer meslek olarak gözükmemesi nedeniyle. Ailemle bir anlaşmaya vardık. Babam dedi ki: ‘Ne iş yapacaksan okulunu okumalısın.’ Ben de tiyatro okumak istediğimi söyledim. Okula başladım, bitirdikten birkaç sene sonra 2005’te Eskişehir Şehir Tiyatrolarına başladım. Yaklaşık 12 senedir Şehir Tiyatrolarında kariyerime devam ediyorum.

ESKİŞEHİR ARTIK SANATIN MERKEZİ

Eskişehir’i sanatsal anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eskişehir’in İstanbul’a nazaran küçük şehir ama Eskişehir aynı zamanda bir de büyük şehir. Küçük şehrin bütün avantajlarının ve büyük şehrin bütün artılarının barındığı bir şehir. Sanatın merkezi Türkiye’de İstanbul olarak geçer. Sıraladığımızda ise Ankara ve Eskişehir gelir. Sanat etkinlikleri kapsamında inanılmaz etkinliklere sahip bir şehir. Bir Senfoni Orkestrası var, Şehir Tiyatrosu var. Bu ikisi kendi bünyelerinde kapalı kalmış iki kurum da değildir. Birçok festivaller yapılıyor. Eskişehir Şehir Tiyatrosu, Çocuk Tiyatrosu Festivali yapıyor. Bir sürü ülkedeki tiyatrolarla anlaşmaları vardır. Biz onlara gidiyoruz onlar bize geliyor. Bütün tiyatro akışını buradan da takip edebiliriz. Senfoni Orkestrası Opera Festivali yapıyor. İstanbul, İzmir bütün operalar buraya geliyor. Hepsini burada izleme imkânı bulabiliyoruz. Sanata olan talebin çok fazla olmasından kaynaklı özel tiyatrolarında ilk uğrak yeri Eskişehir’dir. Yedi yüz binlik bir şehirde her yedi kişiden biri tiyatro izliyor diyebiliriz.

SANATÇI ARKADAŞLAR GIPTA EDİYOR

Şehir Tiyatrolarının bugün ulaştığı değeri nasıl yorumluyorsunuz?

Seyircimiz müthiş, çok bilgili. Sanatta seyirciyle iletişim kurmak hemen olabilecek bir şey değildir. Bu uzun süre planlanarak yapılması gereken bir şey. Burası 2001 yılında kurulmuş bir tiyatro. Geride bıraktığımız 15-16 sezon boyunca her sezon seyircisini katlayarak devam etmiş bir tiyatro. Dolayısıyla seyirci bizden bir şeyler öğrenirken aynı zamanda biz de seyirciden bir şeyler öğreniyoruz. Eskişehir Şehir Tiyatrosu aslında çok özel bir yer. ‘Balık deryada yüzermiş deryanın ne olduğunu bilmezmiş’ derler. O kadar önemli bir noktada tiyatroda yapıyoruz ki, bizim imkânımıza ulaşamamış arkadaşlarımızın çektikleri zorlukları unutuyoruz galiba. O arkadaşlar bizi buraya ziyarete geldiklerinde büyük bir hayranlık ve gıptayla bakıyorlar. Dolayısıyla sanatçılar olarak burada mutluyuz.

‘İNSAN OLANIN BAŞINA HER ŞEY GELİR’

Genel Sanat Yönetmenliğiniz boyunca tiyatroda oynanan oyunların ana teması neydi?

Her olgunun her hikayenin temelinde insan vardır. Ben 2,5 sene kadar genel sanat yönetmenliğini yaptım. Her sene farklı konseptlerde tiyatrolarımız oldu. Ağır Roman yaptık. Aslan Asker Şvayk yaptık. Mesela Ağır Roman’ın özeline baktığımızda ötekileşmiş bir toplum hikâyesiydi. Karanlık taraf dediğimiz insanlara bir nebze dokunmak istedik. Aslan Asker Şvayk oyununu tamamen savaş karşıtı ve mizahi tarafla ele alınan bir oyun oldu. Çok üzülerek söylüyorum Türkiye’nin bu durumunda savaş karşıtı bir oyunun oynanması gerekiyordu. Salt seyirciyi iyi tutacak, onların beğenisine hizmet edecek oyunlarımız da oldu. Daha ziyade komediler bunlarla alakalıydı. Ama onların hep komedilerini, bir çıtanın üstünde olanlarını ele almaya çalıştık. Mesela Gölge Ustası bireyi ön plana çıkartır. İnsanların çektikleri sıkıntıların çıkış noktalarını göstermek için bir oyundu. Genel konsept bu şekilde belirlendi.

OYUNCULUK KARİYERİM ESKİŞEHİR’DE BAŞLADI

Oyunculuk kariyeriniz nerede nasıl başladı?

Aslında benim oyunculuk kariyerim Eskişehir şehir tiyatrolarında başladı desek doğru olur. Daha önce yaptığımız şeyler biraz daha gençlik dönemine denk geliyordu. Yani Eskişehir Şehir Tiyatrolarında başladı ve katlanarak devam etti.

YAN KARAKTERLER DAHA EĞLENCELİ GELİYOR

Canlandırmak istediğiniz bir karakter var mı?

Shakespeare’in oyunlarından birinde biraz kendini bilmez bir uşak vardır. İsmi Malvolio. “Onikinci Gece” oyununda geçiyor.  Onu oynamayı çok istiyorum. Türkiye’de muhtemelen çok az kişi oynamıştır. Çok da sahnelenen bir oyun değil. Benim mesela bunla ilgili bir hikâyem var. Okuldayken bir hocam fark etmiş Elizabeth dönemini oynuyoruz. Genelde Shakespeare’in oyunlarını oynayacağız. Ben fark etmedim ama Shakespeare’nin hep yan karakterlerini oynamışım, ana karakterlerini oynamamışım. Hocamda kızdı tabi. Ben senden artık yan karakterler değil ana karakter istiyorum. ‘Shakespeare’in ana karakterlerinden birini görmek istiyorum.’ dedi. Neden bu kadar gerildim bilmiyorum. ‘Bana Macbeth’i oynayacaksın, 15 günün var’ dedi. Ben o 15 gün neler çektim anlatamam. Bu herhalde bakış açısı ve hissetmekle alakalı bir şey. Küçük karakterlerin daha fazla yapılabilirlikleri var benim kafamda. Ana karakter oyunun bütün rollerini üstünde taşıyor. Kendi içerisinde tabi ki bir yaratımı vardır. O da çok zor bir iş. Zaman zaman tabi ki ana karakterleri oynadım ama yan karakterlerin yapılandırılması, karakterize edilmesi bana daha eğlenceli geliyor. Kendimi daha çok oyuna hizmet ediyormuş gibi hissediyorum.

***

UNUTUMADIĞI ROL HANGİSİ?

Hayvanat Bahçesi’ni çok severek oynamıştım. Edward Albee’nin oyunudur. Kaybeden bir karakter var karşımda ben de genel müdür karakterindeyim. Her şey belirli; sabah 5’te kalkıyor işine gidip geliyor. pazar günleri sandviçini yiyip, kitap okuyor. Ertesi gün hayatı aynı şekilde devam ediyor. Bütün hayatı bu şekilde olan bir rolü canlandırıyorum. Buna karşılık karşımdaki karakterde hayatı kaybetmiş bir karakter. Aslında belki de kazanmış, yani bizim bildiğimiz sistemde kaybetmiş. Hayat dediğimiz şey bize oluşturulan bize yansıtılan sistem mi? İşte bunları sorguluyor. Çok keyifli bir oyundu. Öyle bir karakteri tanımak beni çok etkilemişti.

***

KÜLTÜR FARKLILIĞINI DİLLE KIRDIK

Tom, Dick ve Harry oyununda rol alıyorsunuz. Bu oyun İngiliz yazar Ray Cooney ve oğlu Michael Cooney tarafından kaleme alınmış. İngiliz kültürünü yansıtan bir oyun. Bunun gibi oyunlarda kültürel farklılığı seyirciye aktarırken zorluk yaşıyor musunuz?

Türk kökenlerden gelme oyunlar oynadığımız zaman seyirci enerjiyi çok çabuk alıyor. ‘Aa evet benim amcamın oğlu da böyle bir şey yaşamıştı’ diye düşünebiliyor. Roller daha tanıdık geliyor. Ama yaşamadığı, görmediği bir şeyi yeni keşfetmek, ilk defa görmek de çekici bir şey. Tom, Dick ve Harry ve versiyonu oyunlar, bulvar tarzı diyoruz biz bunlara, bu oyunlar yönetmen yaklaşımıyla alakalı bir şey. Bir bu oyunda İlhami Yazar ile çalıştık. Yönetmenlerimiz bize bu gibi oyunlarda İngiliz hissiyatına ne kadar sarılırsak varmak istediğimiz noktaya o kadar çabuk ulaşırız diyor. Seyirci de bunu çabuk anlar. Biz bu oyunda kültür farklılığını dille kırmaya çalıştık. Üslupla, oyunculuk tarzıyla bir İngiliz gibi oynamadık. Biraz daha Türk vücut aksanı ve tiplemeleriyle gitti oyun. Bu tarz oyunları sevende oluyor sevmeyende.

***

SİNEMA KOLAY TÜKETİLİYOR

Geçtiğimiz yılların verilerine baktığımız zaman her yıl sinema izleyicisi tiyatrodan daha fazla artış elde etmiş. İnsanların çoğu tiyatro yerine sinemaya gitmeyi tercih ediyor. Siz bunun nedenini neye bağlıyorsunuz?

Pek çok nedeni var bunun. Bunlardan biri sinemadaki görsellik. Bu görselliği tiyatroda yakalamak pek mümkün olmuyor. Tabii ki tiyatro sinemanın görselliğine yaklaşmamıza fakat sinemada tiyatronun o sıcaklığına, enerji akışına yaklaşamaz. Ayrıca sinema daha kolay tüketiliyor. Tiyatronun daha katı kuralları var. Sinemaya ulaşmak daha kolay. Sinemada çeşitlilik daha fazla, sinemayı daha çok tüketiyoruz bu yüzden.

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    e-gazete
    • ESKİŞEHİR YENİGÜN GAZETESİ - 21 Ağustos 2017 Manşeti
    ARŞİV