banner44
26 Eylül 2017 Salı

Maç Sonucu: Gazişehir Gaziantep FK - Eskişehirspor: 2-2

Oyunculuk meslek değil, meseledir

İsmi sadece Eskişehir’de değil Türkiye tiyatro ve sanat camiasında saygın bir yerde olan Emre Basalak ile en son Eskişehir Şehir Tiyatrosu ve Senfoni Orkestrası’nın ortaklaşa sahnelediği Lüküs Hayat için bir söyleşi yapma imkânım olmuştu.

08 Mart 2017 Çarşamba 11:08
Oyunculuk meslek değil, meseledir

Deniz Çağlar Fırat- Fotoğraflar: Esra Ünlü

İsmi sadece Eskişehir’de değil Türkiye tiyatro ve sanat camiasında saygın bir yerde olan Emre Basalak ile en son Eskişehir Şehir Tiyatrosu ve Senfoni Orkestrası’nın ortaklaşa sahnelediği Lüküs Hayat için bir söyleşi yapma imkânım olmuştu. Basalak, o zamanlar Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeniydi ve Eskişehir’de tiyatronun seyri başta olmak üzere birçok konu üzerine kapsamlı bir röportaj yapmıştık. 

Aradan 3 yıl geçti. Basalak o tarihten sonra birçok projeye imza attı. Ağır Roman, Sınır gibi oyunların yanı sıra Ankara Devlet Tiyatrosu’nda yönetmenlik ve bunlarla beraber yürüyen Şehir Tiyatroları’na bağlı faaliyet gösteren Gençlik Sahnesi bunlardan bazılarıydı. Bir gün beni aradığında kahve içelim, projelerini konuşalım dedim ve kabul etti. Adalar’da buluştuk, kahvelerimizi elimize aldık ve bu sefer tamamen tiyatro ve oyunculuk üzerine görüştük.

Size tavsiyem kahvenizi elinize alıp bu sohbeti okumanız. Eğer bu oyunları izlediyseniz konu sizi daha yakından ilgilendirecek. Eğer hala izlemediyseniz de hemen Şehir Tiyatrolarının programına bakın, bu söyleşiden sonra o oyunları mutlaka izleyin. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Bu arada belirteyim ki oldukça uzun ve keyifli bir sohbetti. Buraya sığdırabildiklerimizi koyduk, sığdıramadıklarımızı ise internet sitemizden okuyabilirsiniz. Pişman olmayacaksınız.

AĞIR ROMAN’I ÖNCEDEN DÜŞÜNÜYORDUK

En son Lüküs Hayatta senle bir araya gelmiştik. Lüküs Hayat'tan sonra çok ciddi projeler ortaya çıktı. Hem Şehir Tiyatroları olarak hem de Emre Basalak olarak imza attığın projeler. Bunların başında da Ağır Roman geliyor. Ağır Roman nasıl ortaya çıktı?

Ağır Roman şöyle bir hikâye. Ağır Roman'da benim kısa süren Genel Sanat Yönetmenliği döneminin bir projesiydi. Sevgili Barış Erdenk ile çalışma kararı verdik. Fakat o zaman ben tiyatroda cast’a çok inanırım. Doğru cast’a. Yani iyi oyuncu ile değil sadece. Fizyolojik uygunluk da var bunun içinde ruhsal uygunluk da var, oyuncu kalibresinin uygunluğu da var. Bütün bunlar çok önemlidir. O dönem o istediğimiz cast’ı, tiyatronun o dönemki politikası, benim sanat yönetmenliği yaptığım dönemdeki kadro politikası nedeniyle Ağır Roman'ı o zaman yapamamıştık. Bunun üzerine de Barış ile biz Gergedan'ı yapmıştık. O da güzel ses getiren bir projeydi. Ağır Roman'ı bir sonraki sene yapmak üzere anlaşmıştık, hatta aşağı yukarı cast’ını da yapmıştık. Daha sonra ben bir takım sebeplerden sanat yönetmenliğini bırakınca o dönem Ercüment Yılmaz sanat yönetmeni oldu ve Ercüment, projeye sahip çıktı. Çok kıymetli bir iş yaptı. Ertesi sene bir iki ufak tefek cast değişikliği ile Ağır Roman'ın arkasında durdu. Bu da geçen yıl oluyor. Geçen yıl Ocak ayında biz provaya başladık ve Şubat ayında da oyun çıktı. Hikâyesi biraz böyle. Biraz değişiklikler yapıldı tekste. Metin Kaçan'ın romanı.

AĞIR ROMAN KÜLLİYAT HALİNE GELEBİLİRDİ

Roman da film de Türk izleyicisinin ve edebiyat severlerin yakından bildiği bir hikâye

Aynen öyle hatta ilginç bir metin ki bu ben onu daha önce de söylemiştim. Metin Kaçan öyle bir roman yazmış ki genelde biz Roman mahallerini karikatür seyretmişizdir, Türk televizyonunda, sinemalarında. Çok karikatürdür. Metin Kaçan karakterler yaratmıştır, gerçek karakterler yaratmıştır. Yaşayan eti budu olan gerçek karakterler yaratmış adam. Fakat ben çok kızıyorum Metin Kaçan'a. Keşke rahmetli küçücük bir roman değil de külliyat bir Türk klasiği yaratabilseydi. Çünkü o temel var romanda. Herkesin çok özel hikâyesi var romanda. Çok uzun neredeyse bir Rus klasiği tadında bir Türk klasiği olabilirdi. Başarılı edebiyatımızda önemli bir yeri var ama bence daha kült bir roman, külliyat haline gelebilirdi Ağır Roman. Bence kısa geçmiş.



ELEŞTİREN DE OLDU ÇOK BEĞENEN DE

Ağır Roman'ı sahneleme kararı aldıktan sonra kitabını tekrar okudum, filmi tekrar izledim ve oyuna öyle geldim. Oyunda çok kaotik, karanlık bir atmosfer vardı. Bunu filmde de kitapta da görüyorduk zaten. Bu anlamda çok başarılı bir uyarlamaydı. Zorlu Center'da da sahnelendi. Hem Eskişehir hem de İstanbul seyircisinin oyuna yönelik tepkileri nasıl oldu?

Çok olumlu tepki var ama çok olumsuz tepki de var. Biz oyuncu olarak nasıl pozitif eleştiriyi alıyorsak, negatif eleştiriyi de almamız lazım. Pozitif eleştiriler bir kere böyle bir şeye cesaret edilmiş olması. Suçun anavatanı diyoruz biz. Yani içinden bakmak hikâyeye. Barış'ın benim çok sevdiğim rejisinde de hikâyeyi seyircinin içine doğru uzamla, platform dediğimiz o sahne rejisinde de dekor tasarımında da o uzamla seyircinin içerisine göndermesinde de var o hikaye. Yani suçun içinden hikâyeyi anlatmak ya da o parçalanmışlığı tam da içinden anlatmaktı derdi. O yüzden de bu anlamıyla başarılı ve olumlu buluyorum. Negatif eleştiriler de şu yönde oluyor; Zaman zaman katılmasam da hatta çoğu zaman katılmasam da çok fazla karanlık olduğu, sahne geçişlerinin tiyatroya çok da uygun olmadığı… Çok blackout dediğimiz bizim, ışık kapanır yeni sahne başlar, ışık kapanır ve yeni sahne bu da seyircinin devamlılığını kestiğini söylerler. Blackout deriz biz ona. Çok fazla bu tekrarın olduğu söyleniyor. Bu tip eleştiriler de geliyor. Ben bir sinema kadrajı gözü gibi bakmaya çalıştığını biliyorum Barış'ın. Buna da sahne tekniği ne kadar elveriyorsa o kadar yapabildiğini düşünüyorum açıkçası.

AĞIR ROMAN’IN YENİLİKÇİ TARAFI VAR

Ben açıkçası bu eleştirilere pek katılmadım. Çünkü orada bambaşka bir atmosfer vardı. Belki de kendi adıma söylüyorum. Hiç denenmemiş bir şey deneniyordu Ağır Roman'da. Yeni bir şey vardı, bir yenilikti.

Ağır Roman'ın çok güzel yenilikçi bir tarafı var. Ağır Roman ilk defa İstanbul Opera balesinde oynandı. Yıllarca tütülerle pointlerle gördüğümüz balerinleri çıplak ayakla sahnede gördük. Onlar dans tiyatrosu olarak oynadılar. 2002 yılında. O da bir ilkti. Ağır Roman'ın enteresan ilkleri var. Daha sonra oyunun uyarlanmış ve tiyatro halini de Barış Erdenk, Sadri Alışık tiyatrosunda yaptı. Sonraki tekrarı da bizim tiyatromuzda olmuştur profesyonel anlamda tekrarı. O zaman çok ses getirmemişti Sadri Alışık'ta ama Eskişehir Şehir Tiyatrosu'nun işi baya bir ses getirdi. Sinemada da yenilikçi bir tarafı vardı. Balede de çok özel yenilikçi bir tarafı vardı. Müziklerini Fahir Atakoğlu yapmıştı. Tiyatroda da sahneye uyarlanış şeklinde bir yenilikçi tarafı var. Ben bunu seviyorum. Yeni bir şey getirdikten sonra eleştirilere her zaman açık olacaksınız ve bu eleştiriler de olacak.

Alışkanlıkları kırma üzerine bir oyun…

Şöyle de bir gerçek var. Gerçekten seveni çok seviyor Ağır Roman'ın oyununu. Az da olsa sevmeyeni de sevmiyor. Ama bu, bir işin standardın üzerinde olduğunu gösterir.

Kesinlikle. Hatta bir level yukarıdaydı. O oyundan sonra artık sırada Yüzüklerin Efendisi var diye bir yorumda da bulunmuştum ben. Çünkü tiyatro yenilikçi. Bu anlamda da Eskişehir Şehir Tiyatrosu devrimci bir bakış açısı da sunuyor.

Kolay kolay da Türkiye'nin hiç bir kurum tiyatrosunda oynanamaz bu oyun.

GAFTİCİ FETHİ BENİMLE DUYGUSAL BAĞ KURDU

Zaten sert bir oyun. İçeriği de sert bir oyun. Karakterlere gelmek istiyorum. Çok sayıda etkileyen karakter var. Bütün izleyenlerin kendini özdeşleştirebileceği çok sayıda karakter var. Senin canlandırdığın Fethi karakteri, Gaftici. Senin bir tweet’in vardı oyunlara hazırlanırken. Çok güzel değişik bir tweet’ti. Benim çok dikkatimi çekmişti o tweet. Ne yazmıştın tam olarak.

Tam cümle şu. Gaftici Fethi ile hiçbir duygusal bağ kurmadım. O şerefsiz benle kurdu yazmıştım. Ben çok seviyorum Fethi'yi. Benim şimdi öğrencilerime de söylediğim ilk şey rol haklıdır. Önce role rolün baktığı yerden bakacaksın. Rol haklıdır, karaktere öyle uzak açı bakıp da ama o da haksız, onun da yanlışları demeyeceksin. Rol haklıdır, yanlışı da inandığı için yapar o yüzden inanmak zorundasınız role. Ben o yüzden Fethi'yi çok seviyorum. Fethi çok güzel bir adam o mahallenin Donjuan'ı. Üçkâğıtçı mı üçkâğıtçı, serseri mi serseri. Çapkın mı çoook. Gaftici adı üzerinde hırsız bu adam. Bütün bunları yan yana koyuyorsunuz ve sevimli bir hırsız yaratıyorsunuz.


NÖROLOGLARLA KONUŞTUM, FİKİR ALDIM

Ama Emre orada senin yaptığın bir şey var. Çok zor bir şeydir o. Biz onu sahneden görebiliyorduk. Çok yükselen, birden düşen, duygusal değişkenlikleri çok fazla olan bir karakterdi? Orada sahne oynanıyor, Gaftici kenarda bekliyor. İnme inmiş bir şekilde orada bekliyor, yatıyor. O geçişleri nasıl yaptınız?

Orada da Barış'ı övmek lazım. Şimdi şöyle; Romanda da Fethi'nin ikinci kısmı çok fazla işlenmemiştir hatta filmde de işlenmemiştir. 30 saniye bir görüntü verirler yemek yediriyorlardır Fethi'ye. O kadar görürüz yani. Barış da oyunu ilk koyacağı zaman o bölünmüşlüğü parçalanmışlığı anlatabilmek için Fethi'yi bir figür olarak, sadece bir figür olarak, hikâyeden çok bir figür olarak kullanacaktı ve mahallenin çeşitli ikinci bölümde ikinci perdeden sonra elinde ekmek yiyen kenarda öyle yatan bir adam olarak kullanacaktı. Ben Barış'a şunu sundum; ‘Ben hikâyesi devam eden bir adam yaratmak istiyorum. Oyuna da senin istediğin hikâyeye de hizmet etsin ama kendi hikâyesi de devam etsin istiyorum’ dedim. Ve ‘bir şey denemek istiyorum’ dedim. Bunun üzerine o da ‘Dene bakalım’ dedi o fırsatı bana tanıdı. Ben de bir şeyler yaptım bunun üzerine. Onun anlatmaya çalıştığı o parçalanmışlığı, o bölünmüşlüğü lokalleşmeye giden ki oyunun ikinci perdesi daha karanlıktır. Daha lokal lokal oynanır. Aydınlıktan parçalanırız. Öz biçim anlamında da bu oyunun bence doğru taraflarından biridir o, reji tekniği adına. İkinci kısımda ben hikâyesi de devam eden bir Fethi yaratmaya çalıştım. Barış, ‘Bu bana çok hizmet ediyor’ dedi. ‘Ben bunu kabul ediyorum istiyorum’ dedi ve hatta daha fazla yerde kullandı beni ondan sonra. Ben de çok inanarak oynuyorum birinci bölüme de öyle ikinci bölüme de. Yani bir kaç tane nörologla da konuştum. Hani nasıl bir dönüşüm olabilir, ne olmuş da böyle olmuştur, o patlamanın etkisi ile de. Hem fizyolojik hem de psikolojik bir etki ile o hale geldiğini oynamaya çalışıyorum. Uzmanlarla da konuştum. Fizyolojisinde nasıl bir değişim olabilir, akli dengesizliği olabilir. Mesela korkuya yüklendim. Çok yüksek sesten korkması işin psikolojik tarafı yani o bir patlama sonucunda o hale geldi. Dolayısıyla da o bana çok yardım etti. Konuşamıyor. Fethi gibi bir adam konuşamıyorsa bu kendi başına trajik bir durumdur. En çok konuşanı en şen şakrak olanı hatta Salih'in öyle bir tiradı var. Alsan eline mikrofonu megafonu ve tekrar anlatsan enine boyuna her şeyi der. Ve o sahnede Fethi ağlar. Onu dinlerken ağlar. Yani anlıyor mu anlamıyor mu? Bu tam da muallâkta bir çizgide. Ne kadarını anlıyor ya da. Seyirciden gelen tepki işe yaradığı ve başarılı olduğu noktasında. Ben çok mutluyum.

Hem oyunun akışına hem de karakterin gelişimine çok büyük etki olduğunu düşünüyorum.

Çok güzel bir replik var diğer kadınların repliklerinden biri. Nereden nereye derler Fethi için. O benim yolumu açan repliklerden biridir. Evet, neredeydi Fethi, o zaman nereye gidecek bunu iyi hesap etmem gerekiyordu. Onun için çalıştım açıkçası. Bence oldu. Fethi’yi seviyor seyirci.

SINIR’DA İNSAN HİKÂYELERİ YARATTIK

Ağır Roman, her açıdan çok önemli ama senin projelerin Ağır Roman ile sınırlı kalmadı. Ankara Devlet Tiyatrosunda yönetmen olarak oyun sahneledin. Şu an Sınır’ı oynuyorsun. Sınır’ı izledim. Emin ol kendime gelemedim. Kendime gelemem oyunun verdiği mesaj değil, bunu açıkça söyleyeyim. Canlandırdığın rol ve performans çok etkileyiciydi. Sınır’ı ve canlandırdığın karakteri sormak istiyorum.

Açıkçası Sınır benim yönetmek istediğim bir oyundu. 7-8 yıldır bir hayalimdi. Kısmet olmadı. Bir türlü denk düşmedi. Bu sezonda da Haller’de dar kadrolu bir oyun düşünülüyordu. Murat Danacı’ya bir oyun yapmak ister misin? Teklifi gelmiş. Murat’ın da Sınır’ın metnini çok sevdiğini bilirim. Muzaffer İzgü’nün bir oyunudur, eski bir oyundur. Çok haksızlık da istemem ama çok da iyi bir, sağlam bir metin değildir. Çok sağlam bir konuya dayanır hikâye, fakat metin çok incelikli değildir. Muzaffer İzgü, bugün yazsa bambaşka yazar bundan eminim. Dolayısıyla tek bir yere yüklenecektik, Murat da onu istedi zaten. Tek bir yere yükleneceğiz dedik, insan hikâyelerine. İki ayrı ülkenin adamını, garibanını, askerini, sadece bir ağacın ayırdığı bir sınırda nöbet tutan askerlerine… Gerçek bir hikâye anlatalım dedik, derdimiz bu oldu. Bunun üzerine çalışma yaptık. Sevinya ve Nevinya ülkelerin isimleri, Mati ve Yuan karakterlerin isimleri. Belirli bir ülke ismi geçmiyor. Gerçekçi bir tarafı yok. Dolayısıyla havuz bize sunulmuş durumda. Biz işleyeceğiz ve öreceğiz. Ben de daha saf, daha inanmaya yakın, duygularını belli eden bir delikanlı yaratmaya çalıştım. Hemen inanan, hemen köpüren bir adam yaratmaya çalıştım. Genç biri. Ben 40’ıma geldim, o anlamda öyle bir delikanlıyı oynamak da zordur, Allahtan o dönemde biraz kilo da verebildim, sahnede gençleştim ve inandırabildiğimizi düşünüyorum. Ben Yuan’ı tıpkı Fethi gibi bir gün evde durup dururken eşime “Ya Pınar Yuan çok iyi bir çocuk” dedim. Bana 7-8 saniye baktı, “ben sana bir kahve yapayım, sen iyi değilsin” dedi. Öyle bir özdeşlik kurdum Yuan’la. Çok tanıdık, çok bildik biriydi.  

OYUNDA KARIMIN FORTOĞRAFINA BAKIYORUM

O özdeşliği sahnede canlandırırken bizler aldık. Ben çok etkilendim rolden. Oyunda önemli detaylar da vardı. Duygu geçişleri vardı. Yuan sürekli karısının fotoğrafına bakıyor ve bir mektup okuyordu. Buralar çok gerçekçiydi. Onunla ilgili nasıl bir çalışma oldu?   

Oyunculuk mesleği biraz öyle bir meslek. Yani kendi gerçekliklerin ve yaşanmışlıklarınla rolün yaşanmışlıkları ve gerçeklikleri ile köprüler kurmaya çalışırsın. O zaman samimiyete ve gerçekliğe ulaşır sahne üzerinde yaptığı iş. Ben de iki tane köprü attım Yuan’la Emre arasına. Bir tanesi mektup. Mektubu karıma yazdırdım, onun el yazısı olsun istedim. Yuan’a gelen mektubu Pınar’a, kendi el yazısı ile yazdırdım. Onun el yazısı o. Oyunda gördüğüm zaman ben de bir şeyi tetikliyor o. İyi bir şey oluyor. Bir diğeri de baktığım fotoğraf gerçekten karımın fotoğrafı. Herhangi bir boş fotoğraf değil. Bazı rollerde, bazı çalışmalarda bu tip desteklere ihtiyaç olur. Başka leylerde var ama onları söylemeyeceğim sana. O zaman özelliği kaçar. Zaman zaman bunu yapar oyuncular.


Sınır savaş karşıtı bir oyun. Politikaların kötülüğünü anlatıyor. İki erin yaşadıkları üzerinden.

Asla düşman olamayacak iki er var orada.

DİLENEN GENÇLİKTEN DİRENEN GENÇLİĞE

Gelelim senin ‘benim gözbebeğim, çocuğum’ dediğin olaya. Gençlik Sahnesine. Buna çok değer verdiğini biliyorum. Bu proje nasıl doğdu? Amaç ne?

Ya senin bu hassasiyetini bildiğim için bir şey söylemek istiyorum, 2013 yazından sonra benim hayatımda bir şey değişti. Apolitik olduğunu düşündüğüm, dilenen olarak tanımladığım gençlerle tanıştım ben o yaz. Ama “l” harfinin başını tutup, “r” yaptı o çocuklar ve dilenmek ile direnmek arasındaki farkı bize gösterdiler. Hocalarından dilenen, erkten dilenen, sokaktaki insanlardan dilenen, ailesinden dilenen… kendi ayakları üzerinde, duruşuyla, bakışıyla, hayata tavrıyla birey olma konusunda başarısız olacaklarını düşünürken bir tokat gibi çarptılar. Bu benim bireysel değişimim. Kabul eder, etmez okuyucular da sen de. Ama başka bir gençlikle karşılaştım. Al Pacino’nun bir sözüyle karşılaştım, “eğer tiyatro için bir şey yapacaksanız, gençlere el uzatın” der “ahkâm kesmeyin.” O bu yaşında hala ders verir. O gün kafamda gençlerle ilgili, gençlikle ilgili bir şeyler değişti kafamda. Burası bir gençlik kenti. O kendisini dönüştüren fikir, Sanat Yönetmenliği döneminde gençlik sahnesini kurdurdu, bir doğuma neden oldu. İlk sene görevimin yoğunluğu nedeniyle çok fazla ilgilenememiştim. Sevgili Mete Ayhan ilk sene koordinatörlüğünü yaptı, İsmail Dündar ile beraber. Ertesi sene Sanat Yönetmenliğini bıraktıktan sonra benim için çok kıymetli Gençlik Sahnesinin başına geçtim. Yeni bir ekip kurdum, yeni bir kadro kurdum. Başka bir ivme kazandı, Gençlik Sahnesi. Daha da ivmelenerek gidiyor. Hayalim bir gün kendi kendini çeviren Gençlik Sahnesi. Orada ben durmayacağım başında. Öyle bir dikta hevesim yok yani. Bir gün bayrağı teslim etmektir gerekenlere. Bir gün o hale gelmesini hayal ettiğim, henüz 3 yaşında ve 3’üncü öğrencileri olan bir platform, Gençlik Sahnesi. Politik bir tarafı yok, siyasal bir tarafı yok. Tamamen tiyatro menşeli. Tamamen tiyatro yapma menşeli. Tiyatroya heves etmiş. Sosyo ekonomik olarak birbirinden tamamen farklı 18-25 yaş arası 25 gencin bir araya geldiği, içlerinde Diyarbakır’dan, Manisa’dan, Zonguldak’tan gelmiş çocukların olduğu bir platform. Sadece Gençlik Sahnesi için Kayseri’den kalkıp gelmiş olanlar da var. Bu anlamda Eskişehir çok kıymetli… Yepyeni, pırıl pırıl tiyatro sevdası için bir araya gelmiş çocukların bir araya geldiği bir yapı. Herkesin hassasiyeti bu yüzden çok önemli. Her anlamda hassasiyetten bahsediyorum Bu yüzden politik bir ortam değil diyorum Gençlik Sahnesi için. Tamamen sanatsal eğitim veren bir yer. Orada Özlem Boyacı, Özlem Baykara, Sibel Arıcan ve Pınar Bekaroğlu ile birlikte hocalık yapıyorlar. İsimlerini tek tek verdim çünkü onlarda benim kadar çok büyük emekleri var. Orada bir gönül işi var. Konservatuarda okuyan öğrenciler var, onların hayali bir gün mezun olduklarında Gençlik Sahnesinde hocalık yapmak var. İnşallah o günleri görür Gençlik Sahnesi. Çok sıkı ve disiplinli bir çalışma var orada. Herkesin bir hayali var hayatta, ben buna şimdi hocalığı da ekliyorum buna. Çok romantik gibi görünebilir ama sonuna kadar güveniyorum oraya. Benim mücadele alanımda gençlerle tiyatro ve oyuncular arasında bir ilişki kurmak. Bu da benim mücadele alanımmış.

Senin bir sözün var…

Oyunculuk bir meslek değil, meseledir. Bu da benim bir meselemdir. Benim oyunculuğa dair başlığımdır.  




 

Anahtar Kelimeler: YenigünEMRE BASALAK

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    EN ÇOK OKUNANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    e-gazete
    • ESKİŞEHİR YENİGÜN GAZETESİ - 24 Eylül 2017 Manşeti
    ARŞİV