banner44
18 Ağustos 2017 Cuma

Aileler de çocuklar da beğeni Telaşında

ES TV ekranlarında yayınlanan “Kahve Tadında” programında konuşan Doç. Dr. Işıl Kabakçı Yurdakul, anne ve babalara dijital dünya ile ilgili uyarılarda bulundu.

03 Temmuz 2017 Pazartesi 10:41
Aileler de çocuklar da beğeni Telaşında

ES TV ekranlarında yayınlanan “Kahve Tadında” programında konuşan Doç. Dr. Işıl Kabakçı Yurdakul, anne ve babalara dijital dünya ile ilgili uyarılarda bulundu. Deniz Çağlar Fırat ve Yard. Doç. Dr. Hıdır Karaduman’ın hazırlayıp sunduğu “Kahve Tadında-Eğitimsel Bakış” programında açıklamalarda bulunan Yurdakul, çocukların tek başlarına uzun süre internet başta olmak üzere dijital teknolojiye maruz kalmamaları gerektiğini söyledi.

Kabukçu, günümüzde herkesin sosyal medya üzerinden beğeni yarışı içine girdiğini belirterek “Ailelerin soysal medyaya olan ilgisini ve paylaşımlarını gören çocuklar ailelerinin internette paylaşım yapmalarını ve kaç beğeni aldığını onlara bildirmelerini istiyorlar. Mesela daha sosyal medya hesapları olmayan çocuklardan bu tür talepler geliyor. ‘Anne bunu koy bakalım kaç beğeni alacak’ şeklinde. Bu bize beğeni telaşının yaşandığı bir dönemi sunuyor. Çocuklar da aileler de bir beğeni telaşında. Ve herkes hayatını sosyal medyadan çok net bir biçimde sunmaya başlıyor” dedi.

İşte o programdan öne çıkan değerlendirmeler:


TELEVİZYON, RADYO, CEP TELEFONU, TABLET, İNTERNET…

Dijital dünya ne demek?
Dijital dünyaya birazcık araçsal bakmamız gerekiyor. Bu dünya bize araçlarla geliyor. Bu araçlara hayatımıza girişi açısından bakıyoruz. Pek çok araç var. Özellikle cep telefonlarımız, tabletlerimiz, bilgisayarlarımız daha geriye gittiğimizde televizyonlar, radyolar diye. Bunlar aslında dijital dünyanın araçları. Kronolojik olarak sıraladık bu araçları ama şunu da biliyoruz ki televizyon aslında en çok kullanılan dijital araç. Bu araçlar bizim dünyamızı oluşturuyor. Bu araçlarla birlikte bir de internet kavramı var. İnternet kavramı bu araçlarla birlikte bizim dijital dünyamızı kaplayan bir kavrama dönüşüyor. Dijital dünya, bu araçlarla giriş yaptığımız platform.

Mesela siber zorbalıktan bahsetmiştiniz daha önceki programlarda. Siber zorbalık, dijitalleşmenin getirdiği risklerden birisi aslında. Dijital dünyada olan şeyleri riskler ve fırsatlar diye ayırdığımız zaman ailelerin karşılaştıkları şeyleri sınıflandırıyoruz. Eskiden sadece masaüstü araçlarımızla internete girerken şimdi internete girdiğimiz araçlar mobilleşmeye başladı.  Televizyon, radyo gibi araçları kullandığımız platform internet üzerinden olmaya başladı. Bu aslında dijitalleşen dünya. Saydığımız diğer araçlara da internet üzerinden ulaşıyoruz. Bu anlamda dijital dediğimiz şey aslında teknolojinin biraz daha dönüşmüş hali olarak düşünebiliriz.



90 VE SONRASI DOĞUMLULUR DİJİTAL YERLİ

Dijital dünyaya doğmak diye bir kavram gelişti artık. Artık yeni nesli internetin dünyasına doğan çocuklar olarak nitelendiriyoruz. Y kuşağı, Z kuşağı, 21 yüzyıl öğrenenleri, dijital yerliler gibi tanımlar gelişti.  Daha çok dijital yerliler tanımını kullanıyoruz bu döneme doğan çocuklar için. Özellikle 90 ve sonrası doğumlular olarak nitelendiriliyor. 90 öncesi doğumluları X kuşağı, 90 sonrası doğumluları: Y kuşağı, 2000 sonrası doğumluları da Z kuşağı olarak nitelendiriyoruz. Çünkü 2000 ve sonrasında bu dijital dünyanın etkileşim düzeyi daha çok artıyor. Bu etkileşimin artmış olması 2000’li nesillere daha farklı özellikler yüklüyor. Yani maruz oldukları gördükleri teknolojiler farklılaşıyor. Daha önce anlatılan sadece telefon ya da televizyondu. Şimdi çok daha fazla araca maruz kalarak doğuyoruz ve dolayısıyla biz bu nesillere dijital dünyaya doğan nesiller diyoruz.



Y VE Z KUŞAĞI YORUMLANMIŞ BİLGİ İSTİYOR

Y kuşağı toplumsal tepkisini de dijital araçlarla ortaya koyuyor. X ve Z kuşağı arasında çatışma yaşanıyor. Teknolojinin etkisini baz alarak değerlendirdiğimizde dijital uçurum diyoruz buna. X kuşağı yorumlanmamış, ham bilgiye ulaşıyordu. Ham bilgiyi alıp onu yorumluyordu. Y kuşağı yorumlanmış bilgiyi istiyor. Daha öz, daha sade olanı. X kuşağı bilgiyi kendisi süzüyordu, Y kuşağı süzülmüş bilgiyi alarak yorumlar yapıyor. Arada böyle bir farklılık var. Bu durum yayıncılık sektöründe de kendini gösteriyor çünkü yorumlar buna doğru gitmeye başlıyor. Y ve Z kuşağı yorumlanmış bilgiyi istiyor ve yayıncılar da yorumlanmış bilgiyi sunuyorlar ham bilgiyi sunmaktan ziyade. O yüzden şimdi ham bilgiye ulaşmakta çok zorlanıyoruz. Kuşakların düşünme mekanizmaları da birbirinden farklılık gösteriyor.

ZEKÂ GÖSTERGESİ OLARAK ALGILANMAMALI
Kuşakların takip ettiği şeyler birbirinden çok farklı. Ebeveynler ve çocuklar farklı kuşaklara mensup oldukları için teknoloji kullanımlarında büyük farklılar oluyor. Bir de şöyle bir çelişki var; çocuklarımız teknolojiyi kullandıkça çok büyük mutluluk yaşıyoruz. Bunu çocuğun zekâ göstergesi olarak algılamak gibi bir hata var dünyada. Biz Y ve Z kuşağındaki neslin çok iyi teknoloji kullandığını kabul ederek başlıyoruz ki bu da karşıdaki çocuklara büyük bir yükleme aslında. Bu üst düzey becerilere sahip olmak anlamına gelen bir durum değil.

TABLETLERE DİJİTAL EMZİK DENİYOR
Dijital dünyanın içinde yaşayan bir çocuk olarak söylediğimiz zaman asılında o dünyanın risklerine teslim ettiğimiz bir çocuktan bahsediyoruz. Tehlike burada başlıyor. Yani ailenin sessiz kaldığı bir dünyadan söz ettiğimiz zaman çocuğumuzu dijital dünyanın risklerine bırakmış oluyoruz. Örneğin çocuğunun uslu durması için tablet gibi araçlardan bir şeyler izleten ailelere çok sık rastlıyoruz. Zaman geçirdiğimiz mekânlarda görüyoruz ailenin uslu durması için çocuğun eline tableti verdiğini. Orada oyun parkı dururken çocuklar ellerinde tabletle oyun oynuyorlar. Tabletlere dijital emzik deniyor çocukları pasifleştirdiği için.

ÇOCUKLARI RİSKLERE DE TESLİM EDİYORUZ
Aileler dijital ortamda çocuklarının güvende olduğunu düşünüyorlar. Çocukların orada çok uzun zaman geçirdiklerini biliyoruz ve aileler orada çocuklarının teknolojiyi çok iyi kullandıklarını söylüyorlar. ‘Çok iyi bir kullanıcı, saatler geçiriyor onun karşısında’ diye ifade ediyorlar ve tehlike burada başlıyor. Bizim de dijital dünyada aile olmak dediğimiz şey çocuğunun dijital dünyada ne yaptığının farkında olmakla başlıyor. Bu profilde ailenin bir bilinç düzeyinden bahsetmek çok zor. Çünkü çocuğunun ne yaptığını, neyi kullandığını bilme durumları çok düşük aslında. İlişkilerin dijital dünyada devam ettiği hayatlar var. Aynı masada oturup barışmak için birbirlerine mesaj atan insanlar. Bu insanların daha fazla yalnız kaldığı bir süreç. Burada da aslında teknolojinin çok etkin bir rolü var.

AİLELER DÖRT TÜRE AYRILIYOR
Teknolojik araçları kullanımı açısından aileleri biz dört türde sınıflandırıyoruz. Teknoloji merkezli aileler, teknoloji eğilimli aileler, teknoloji ılımlı aileler ve teknoloji dirençli aileler. Eskiden çekirdek aile ve geniş, koruyucu, otokratik, demokratik aile diye gibi sınıflandırmalar vardı. Şimdi bu sınıflandırmaların içine yeni sınıflandırma daha geldi, teknoloji kullanım durumuna ve ekranda geçirdikleri zamana göre aileler diye sınıflandırıyoruz. Yani ekran başında ne kadar zaman geçiriyorlar. Ekran dediğimiz şey de dijital dünyaya denk geliyor.


HANGİ KATEGORİYE DÂHİLSİNİZ?

Teknoloji merkezli aile dediğimiz aile 10-11 saatini ekran karşısında geçiriyor.  Bu rol model olarak yansıyor. Çocuklarını eğlendirmek için sadece dijital malzemeleri kullanan bir aileden bahsediyoruz. Çok yaygın bir durum. Bu ailelerin 0-8 yaş arasındaki çocukları yaklaşık 5-5.5 saatini dijital ekran karşısında geçiriyor.  Teknoloji eğilimli aile de yaklaşık 5 saatini ekran karşısında geçiriyor. Sadece internet demek istemiyorum çünkü televizyon da çok etkin kullanılan bir araç. O beş saatin içinde televizyon da var. Teknoloji ılımlı aile yaklaşık 3-3.5 saatini dijital dünyada geçiriyor. Teknoloji dirençli ailelerde bu araçları yok sayan, bunun faydalı olmadığını düşünen bir aile profili sunuyor. Baktığımız zaman ailelere bu soruyu sormak istiyorum. Siz aileler olarak bu sınıflamanın içinde kendinizi nerede görüyorsunuz?


TEKNOLOJİ MERKEZLİ HALE GELMEYE BAŞLADIK

Teknoloji merkezli aile haline gelme başladık. Bu endişe veren bir durum. Teknoloji merkezli ailelerin sayısı artıyor. Bu teknoloji merkezli aileyi ben olumlu anlamda kullanmak istemiyorum. Bu teknolojiyi iyi kullanan, okur yazarlığı daha yüksek aileler değil. Dijital okuryazarlık başka bir şey. Bu biraz daha farkındalığı getiriyor.


AİLELER DE ÇOCUKLAR DA BEĞENİ TELAŞINDA

Ailelerin soysal medyaya olan ilgisini ve paylaşımlarını gören çocuklar ailelerinin internette paylaşım yapmalarını ve kaç beğeni aldığını onlara bildirmelerini istiyorlar. Mesela daha sosyal medya hesapları olmayan çocuklardan bu tür talepler geliyor. ‘Anne bunu koy bakalım kaç beğeni alacak’ şeklinde. Bu bize beğeni telaşının yaşandığı bir dönemi sunuyor. Çocuklar da aileler de bir beğeni telaşında. Ve herkes hayatını sosyal medyadan çok net bir biçimde sunmaya başlıyor. Biz ultrason fotoğraflarını sosyal medyada paylaşmaya başlayarak çocukların dijital hayatını başlatıyoruz aynı zamanda. Dijital ayak izi dediğimiz şey.



RİSKLERİ ÇOCUKLARIN ÖNÜNE SERİYORUZ

Aslında ahlak açısından da problemli bir durum bu. Biz bu kadar açık aileler miyiz durumu var. Çocuklar ailelerinin bu paylaşımlarını gördüğünde kendileri de yöneliyor. Aileler burada çocuklara rol- model oluyor. Gittikleri yeri paylaşıyorlar, konum bildiriyorlar. Konum bildirmek gibi risklerde giriyor devreye. Evde olmamak, tatile gitmek, hırsıza kapıyı açmak gibi bir takım durumları doğuruyor baktığınızda. Çocuk için konumunu bildirmek başka güvenlik sorunlarını ortaya çıkarıyor. Bu yüzden aslında biz evlerimize çekilip dijital dünyanın güvenli sularında yüzmüyoruz. Biz evdeyiz ama dijital dünyanın risklerini de çocukların önüne seriyoruz. Biz bunu şöyle örneklendiriyoruz: nasıl dışarı çıktığınızda siz hemen araba çarpmasın diye çocuğunuzun elinden tutuyorsanız, bir de hemen öğütlüyorsunuz ‘sakın yabancıdan bir şey alma, yabancıya bilgilerini verme’ diye bir takım öğütlerde bulunuyoruz. Ama siz dijital dünyada çocuklarınızı bırakıp bunların hepsini söyledikleri bir platforma özgürce atıyorsunuz. Dijital aile olmaktan bahsettiğimiz zaman çocuğumuzun dijital ortamda ne yaptığını bildiğimiz bir aile olmamız gerekiyor. Dijital ortamdaki riskleri bilmediğimiz için çocukların güvenli olduğunu düşünüyoruz.  Dijital okuryazarlığa sahipseniz ve bir takım ayarlarınızla sadece sizin çevrenizi görmenizi sağlayabiliyorsanız güvenliğinizi sağlamışsınız demektir.


DİJİTAL EBEVEYNLİK DÜZEYLERİ BELİRLENECEK

TÜBİTAK projesi ile Türkiye’de aileler dijital okuryazarlıkta ne durumlar buna bakacağız.  Şu anda bir veri toplama aracı geliştirdik. Anadolu Üniversitesi’ndeki hocalarla birlikte TÜBİTAK destekli  bir proje. Burada Türkiye’deki ailelerin dijital ebeveynlik düzeyini belirlemeye çalışıyoruz. Veri toplama aracımızla hangi düzeyde olduklarını beliryeceğiz ardından da ailelere bir eğitim vereceğiz. Bu veri toplama aracını oluştururken de karşılaştığımız bir dijital okur yazarlık oranı var. Şuan o düzeydeyiz. Dijital güvenlik ve dijital okuryazarlık temel prensiplerimiz olarak görünüyor acaba buralarda hangi düzeyde aileler bunlar belirlenecek Türkiye genelinde. Bu anlamda Türkiye’deki ilk çalışmalardan birisi. Şunun altını çizmek istiyorum. Biz dijital ebeveynlik dediğimiz zaman ailelerin kısıtlayıcı taraflarını ön plana çıkardığımız sanılıyor.  


DİJİTAL DÜNYANIN OLUMLU YÖNLERİ
Dijital ebeveyn derken ailenin çocuğu kısıtlaması anlamında bir ebeveynlikten bahsetmiyoruz. Model olmaktan bahsediyoruz. İnternette, sosyal medyada çok güzel gruplar var. Anne çocuk bakımı üzerine, bebek bakımı üzerine gruplar var. Dijital aile, dijital ebeveyn diye gruplar var. Burada çok güzel şeyler paylaşılıyor. Çocuğunuzla beraber neler yapabilirsiniz, tatilde dijital dünyada çocuğunuzla vakit geçirmenin yolları diye. Bunlar bizim olumlu olarak nitelendirdiğimiz durumlar. Ulaşabileceğimiz çok güzel bilgiler var. Hobilerimizle ilgili bilgilere ulaşabiliyoruz, daha ucuza alışveriş yapıyoruz, farklı ürünlere ulaşabiliyoruz. Bu tür gerçekler var aslında baktığımızda.



ÇOCUKLARIN ZİHİN DÜZEYLERİNİ ETKİLİYOR

Çocukları engellememiz mümkün değil. Bunun içine doğuyorlar zaten. Bunun ölçütleri var. 0-3 yaş arası çocuklar için 15 dakika deniliyor. Tartışılır ama böyle bir bilgi var. Tek başına daha fazla süre maruz kalmamalılar. Çünkü bu zihin gelişimini çok etkileyen bir durum. 0-3 yaş çok önemli bir dönem. O dönemde çocuğu tek başına ekran karşısında bırakmayacaksınız, hep yanında olacaksınız. Çünkü açtığınızda çok farklı görüntülerle de karşılaşabiliyorsunuz. Mesela kan görüntüleri olabilir. Bu risktir. Ben çocuğumun bu ekranda ne gördüğünü bilmek isterim. Bu konuda ailelerin kendi dijital becerilerini geliştirmelerinde fayda var.  Mesela banyo korkusu diye bir şey var, bunu nasıl aşacağınızı öğrenebilirsiniz.




GÜZEL ŞEYLER ÖĞRENEBİLİRİZ

Çocuğunuza bir takım videolar izletebilirsiniz. ‘Bak buradan köpükler geliyor, ördekler geliyor’ şeklinde. Böylece çocuğunuz korkusunu yenmesini sağlayabilirsiniz. O yüzden bu sakıncalıdır, kesinlikle izletilmemesi gerekiyor diye bir şey yok. Hem aile olarak hem de çocuk olarak oradan çok güzel şeyler öğrenebiliriz. Ama 0-3 yaş çok önemli bir yaş. Çocukların ekrana maruz kaldıklarını sürenin mutlaka sınırlandırılması ve kısıtlandırılması gerekiyor. Burada 15 dakika çocuğum yalnız izleyebilir demekkiye doğru gidiyor durum. Bu da değil. Çocukların izlediğini kontrol etmek gerekiyor. Bu yaştan sonrada çocuk hep ebeveyni hissetmeli. 3 ve 5 yaş arası çocuklar ile etkinlikler yapmak fakat çocuğun kendi tercihlerini takip etmek gerekiyor. Çocuğun oynadığı oyunu ebeveynin de olması gerekiyor. Teknolojik anlamda çocuğun yaptığı şeyi ailenin de bitmesi gerekiyor. Çocuğun girdiği sitenin nasıl bir site olduğunu, güvenli bilgiler olup olmadığını eleyebiliyor olmalı aile. Dijital okuryazarlık dediğimiz şey bu. Çocukların dijital dünyasını oluşturan aslında ebeveynler. Aileler dijital dünyaya hakim olmak için öğrenecekler. Yaşlarına bakmadan öğrenecekler dijital dünyanın ne olduğunu ve tatlı tatlı takip edecekler.

 

 

Anahtar Kelimeler: Işıl Kabakçı Yurdakul

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    e-gazete
    • ESKİŞEHİR YENİGÜN GAZETESİ - 18 Ağustos 2017 Manşeti
    ARŞİV